• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Üyelik Girişi
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam34
Toplam Ziyaret131582
TEMEL CİNSEL BİLGİLER (BASIC SEXUALITY)
MEDYA-BASIN-AKTÜALİTE-HABER
Takvim

Normal Orgazmlarda Psikoloji










                ORGAZMIN PSİKOLOJİK YÖNÜ

Masters ve Johnson 487 kadında gözlemledikleri kadarıyla orgazmın psikolojik olarak algılanışını üç evreye ayırmışlardı[1]. İlk evre klitoris kaynaklı pelvise ve karına yayılan ani bir şok tarzındaki yükselme, asılı kalma hissi ve aşırı duyarlılıkla başlamaktaydı. Daha sonra doğum yapma anındakine benzer dışarı doğru bir dolgunluk artışı hissediliyordu ve bu sırada ejakülasyon’un (boşalma) olduğunu iddia eden kadınları Dr. Masters pek ciddiye almamıştı, çünkü o zamanlarda kadınlarda da Skene bezlerinden (G-Noktası) prostat salgısına benzer bir salgı geldiği bilinmiyordu. Masters ve Johnson bu çalışmada genellikle fahişeleri kullandılar. Bu daha sonra çok eleştirildi. Deneklerinin % 80’den fazlasının vücudunu satarak geçimini sağlayan kadınlardan oluştuğu bir çalışma bilimsel sayılamazdı! Çünkü bu çalışmada, “insanın cinsel davranışı” değil, “kortezanların cinsel davranışı” araştırılıyordu. Nitekim Masters & Johnson kadınlarda “klitoral odaklı orgazm teorisini” kurarlarken, koitusu para kazanma yolu haline getirmiş ve de koitus’tan hiç zevk almaz hale gelen kortezanlarda koital (vajinal) orgazmı sorguluyorlardı. Pratik olan bilinen bir gerçek ise hayat kadınlarının büyük çoğunluğunun kendi bireysel yaşantılarında, cinsel doyuma mastürbasyonla, vibratörlerle ve klitoral uyarı yaparak ulaştıklarıydı. Çünkü onların çoğu için koitus bir haz alma, cinselliği yaşama yolu değil bir “para kazanma” yoluydu ve her türlü koital uyarıya karşı hem bölgesel, hem de beyinsel desensitizasyon gelişmekteydi. Genelde daha sonraki çalışmalarda hayat kadınlarının psikolojilerini koitusa kapadıkları ve koital işlevlerden hiç hoşlanmadıkları ortaya çıkmıştır. Bu nedenle Masters & Johnson’ın sadece hayat kadınlarından oluşan bir denek grubunda deney yapıp; bunu tüm dünya kadınlarına irca etmeleri son derece yanlıştır. Bu yöntemle topladıkları verilere göre kadınlarda vajinal orgazmın olmadığını ve vajinanın duyarsız olduğunu iddia etmişlerdir. Bu bilim-dışı bir hipotezdir, çünkü bu “sadece deri rengini zencilerde araştırıp, tüm insanlar siyahtır demeye benzer!” Bilimsel bir çalışmada, önce çok farklı cinsel davranış biçimi olan denekler, ön çalışma ve anketlerle toplanmalıydı. Daha sonra da bu denekler detaylı olarak araştırılmalıydı. Örneğin, Masters & Johnson’ın G-Noktasını hiç tanımlayamamaları veya bazı deneklerde “vajinanın girişinde ön duvarda hassas bir bölge var!” diyerek kısaca es geçip, sadece küçük bir tanım olarak bırakmaları da çalışmanın hedef kitlesinin seçiminin hatalı ve bilimsel olmamasından kaynaklanıyordu.


Orgazmın ikinci evresinde tüm pelvise yayılan sıcaklık ve kendinden geçme hissi üçüncü evrede yerini belli bir odağın ritmik kasılmasının, o vazgeçilemez hissine bırakıyordu. Daha sonra vajinanın veya rahmin nabız benzeri atışı tabloya hâkim oluyordu. Fransızlar bu evreye biraz daha şiirsel yaklaşıp, ismine ‘küçük ölüm’ (Petit Morte) demişler. Masters’ın öğrenebildikleri kadınların neler hissettiği hakkında yeterli değil.  Seymour Fisher kadınların neler hissettikleri ve orgazmı etkileyen faktörler hakkında daha geniş kapsamlı çalışmalar yapmış[2]. Kadınlar orgazmı pelvisde gıdıklanma, patlama, erime, boşalma, süzülme, yüzme, spazmlarla gelişen kasılma, kırılıp parçalanma, ölme, bayılma, ruhunu kaybetme, depersonalizasyon, bütünle bütünleşip bu bütünün içinde erime gibi biçimlerde tanımlıyorlar. Aşağıda Master & Johnson’ın çevirmiş olduğumuz kitabından ilgili bölümden bir pasajı aynen alıyoruz:


…”ORGAZMDAKİ PSİKOLOJİK ETKENLER[3]


İnsan cinselliğiyle ilgili herhangi bir konuda, tüm vücudun katı­lımda bulunduğunu zaman zaman anımsatmakta yarar vardır. Çalışma, orgazma yön veren fizyolojik etkenler üzerinde durduğunda da bu nokta önem kazanmaktadır.

İster kişilerarası bir ilişki (heteroseksüel ya da eşcinsel) ile is­terse erotik uyan etkinliği ile birlikte ve/veya fantezi ile ortaya çıksın, kadındaki orgazm, psikofizyolojik koşullar ve sosyal etkiler altında meydana gelen bir bileşimdir. Kadındaki orgazmla ilgili olarak gerek kuramsal gerekse kişisel kayıtlar birçok disiplinin profesyonel litera­türüne girmiştir ve genel nitelikli yayınlarda daha yaygın bir biçimde görülür. Otorite görünümü veren sayısız yayın kadının orgazma verdiği öznel ve nesnel tepkilerle ilgili olarak kimi zaman olabildiğince yerinde, kimi zamansa olabildiğince isabetsiz belirlemelerde bulunmaktadır.


Bundan önceki literatüre başvurulmaksızın, 487 kadının orgazma verdiği tepkilerin öznel tanımlamaları orgazmdan hemen sonra ya bir gö­rüşme yoluyla elde edilmiş ve/ya da her iki kaynaktan alınmıştır. Bu bileşim, kadındaki orgazm deneyiminin fizyolojik yönlerine ilişkin oluşturulacak kavramlar için bir temel oluşturmaktadır.


Çok sayıda tanımlamanın vardığı oybirliği kadının orgazma doğru öznel olarak ilerleyişi sırasında üç ayrı aşama belirlemiştir.


I.  AŞAMA

Orgazm, başlangıcını bir yükselme ve duraksama duygusuyla belli eder. Yalnızca bir an süren bu his, pelvise doğru yukarı yayılan ve klitoral yönelimli olan yoğun bir duyumsal farkındalık ile birlikte ya da on­dan hemen önce ortaya çıkar. Birçok kadın kişisel deneyimleri içinde bu duygunun hafiften şok derecesine kadar değişen şiddetlerde ortaya çık­tığım belirtmişlerdir. Orgazm olayının şiddet ve süresi azaldıkça aynı anda, tüm vücudu kapsayan duyumsal keskinliğin de ortadan kalktığı be­lirtilmiştir. Literatürde duyumsal keskinliğin kaybolması sıklıkla ele alınmıştır.

Orgazmın kişisel gelişiminin ilk aşamasında kadınlar klitoris ve pelvisdeki yoğun dolgunluk hissinin sıkışma ve kurtulma duygusuyla birlikte yaşandığını söylemişlerdir. Açılma ve rahatlama duygusu sık­lıkla duyumsanmıştır. Bu son duygulanım yalnızca doğum yapmış denek­ler tarafından yaşanmıştır. Bu kişilerin küçük bir bölümü, gerçek bir sıvı boşalması ya da somut bir biçimde genişleme duygusuna kapılmış­lardır. Bu öznel açıklamaların daha önce erkekler tarafından yorumlan­mış olması, boşalmanın kadındaki orgazmın ayrılmaz bir parçası olduğu gibi yanlış bir belirlemeye yol açabilirdi

Daha önce en azından birer kez anestezi ya da analjezi olmaksızın çocuk doğuran on iki kadın doğumun ikinci evresinde, orgazmın birinci evresinde fark edilen ve şiddetle gelişen bu öznel duygulara benzer duy­gulanımların oluştuğunu belirlemişlerdir. Bu kavramla ilgili belgeler li­teratürde zaman zaman yer almıştır.


II.     AŞAMA

Öznel olarak orgazma doğru ilerlenerek ikinci aşama yaşanırken, önce pelvis bölgesinden başlayarak yavaş yavaş tüm vücuda yayılan "sı­caklık hissi" orgazm yaşayan kadınların hemen tümü tarafından bildi­rilmiştir.

III. AŞAMA

Son olarak, kişisel orgazmik gelişmenin üçüncü aşaması biçiminde ortaya çıkan ve vajina ile alt pelvisde görülen istemsiz kasılma duygusu deneklerin çoğu tarafından bildirilmektedir. Bu duygu sıklıkla "pelvisin titreşmesi" olarak anlatılmıştır.

Duyumsal farkındalığı anlatabilen kadınlar genellikle bu son öz­nel gelişmeyi iki evreye ayırmaktadır. Bu ilk evre, önce kasılma sonra da titreşme biçiminde ayrı ayrı algılanan hareketler olarak açıklanmakta­dır. İlk kasılma duygusunun vajinada bölgesel olarak görüldüğü, daha sonra titreşme hissiyle birleştiği, titreşme hissinin ise önce pelvisde yo­ğunlaştığı, daha sonra tüm vücuda yayıldığı anlatılmıştır. Pelvisdeki tit­reşme hissinin, kalp atışı gibi tek bir atım haline gelinceye dek sürdüğü söylenmiştir.

Orgazm sırasındaki bu üçüncü aşamanın yalnızca iki evresi öznel ve nesnel tepki arasında pozitif korelasyon göstermiştir. Bu korelasyon, kadın deneklerin araştırma oturumları sırasında doğrudan sorgulanması ile elde edilmiştir. Kasılma hissi evresi, zamanlama açısından, orgazmik platformda kaydedilen ilk spazmla koşutluk içindedir.

Düzenli olarak tekrar eden orgazmik platform kasılmaları öznel olarak vajinada titreşme ya da kalp atışına benzer bir atma biçiminde al­gılanmaktadır. İkinci evredeki atma duygusu, gözlenebilir vajina-platform kasılmalarıyla aynı zamanda gerçekleşmekle birlikte; atma duygu­su, gözlenebilen platform kasılmalarından sonra da devam etmiştir. Son olarak, pelvisdeki bu titreşme duygusu öznel bir taşikardi algısıyla bir­leşmiş ve kalp atışlarının vajinada hissedilmesi biçiminde açıklanmış­tır. Kişinin orgazm süresiyle ilgili öznel algısı orgazmın şiddetine bağ­lıdır.

Bazı anatomik yönelimli ya da aşırı duyarlı kadınlar tarafından anal sfinkter kasılmaları, şiddetli orgazm tepkilerine özgü bir tepki olarak hissedilmiştir. Bazı kişilerde, orgazm şiddetinin ve süresinin 5 ile 8 arasında çok güçlü "orgazm platformu kasılmaları" ile farklı bir biçimde gelişebile­ceğine ait bulgular da mevcuttur. Üç-beş kez tekrarlanan kasılmalarla kendini gösteren orgazm, kadın menopoz sonrasında olmadığı sürece, ka­dınlar tarafından "hafif bir orgazm" olarak nitelenmektedir.. Fizyolojik olarak kaydedilebilen bu orgazm şiddeti hiçbir zaman kişinin orgazmdan aldığı öznel zevkin tutarlı bir ölçütü olarak görülme­melidir.

Gebeliğin (özellikle de ikinci ve son üç ayı) orgazmdaki genel du­yarlılığı artırdığı gözlenmiştir. Şimdiye dek, gebe kadındaki orgazmik platform kasılma şiddetinin gebe olmadığı zamanlardakine oranla artış gösterdiği fizyolojik izleme ile ortaya çıkarıl­mış değildir. Gebeliğin ikinci ve üçüncü üç ayında rahimde kaydedilen orgazmik kasılmaların gebe olunmadığı dönemdekilere göre hep daha şiddetli olduğu öznel olarak belgelenmiştir. Rahimdeki tonik spazmın orgazmik uyarı sonucu ortaya çıkması ve gebeliğin üçüncü üç ayında kaydedilmiş olması, nesnel açıdan önem taşımaktadır.


ORGAZMDAKİ  SOSYOLOJİK  ETKENLER


Kadındaki orgazm, kültürümüzde hiçbir zaman erkekteki boşalma­nın konumuna ulaşamamıştır. Erkekteki orgazm (boşalma) üremedeki ro­lü nedeniyle kabul görmekteyken; kadındaki orgazmın yeri unutulmuş durumdadır. Kadındaki orgazmın, onun bir seks partneri olarak rolünü güçlendirdiği ve üremede işlevi olduğu neden kabul edilmemektedir? Ne totemin, ne tabunun, ne de dini belirlemelerin, kadında gelişen orgazm yaşantısının doğal psikolojik ve fizyolojik bir yanıt olduğu gerçeğine karşı çıkmayı gerektiren tutarlı bir temeli vardır.


Orgazm fizyolojisinin belirlenmesiyle birlikte, artık kadının ken­di cinsel tepki düzeylerini gerçekçi biçimde geliştirmek gibi yadsınamayacak bir gereksinimi vardır. Bu bilgilerin yayılması, erkek partne­rin evlilik birimi içinde daha etkili bir cinsel ilişki kurabilmek adına bu gelişime katkıda bulunmasına olanak tanımaktadır. Kadının eskiden beri süregelen orgazm taklidi yapma merakı, cinsel ilişki sıra­sında verdiği tepkilerin, erkeğin sağladığı öznel doyumu artırdığı biçi­mindeki düşünceyi desteklemektedir. Bu taklidin ortadan kalkmasıyla birlikte, cinsel tepki veren kadın ilişkiyi etkili biçimde uyarabilir; cin­sel duyarlılığını geliştirmiş bir kadın, erkek ve kadının orgazm için ge­rekli psikososyal gereksinimlerden yola çıkan bir ilişki düzeyini çok daha iyi tutturabilir.


On bir yıl süren denetimli gözlemlerden edinilen izlenim, psiko­sosyal yönelimli cinsel davranışların özellikle kişinin yaşamla ilgili ve sosyal döngülerinin, artmakta olan gereksinimlerine tepki olarak geliş­tiği yolundadır. Deneğin çalışmaya bulunduğu katkının sürekliliği uzun dönemli gözleme ve sorgulamaya izin verdiği durumlarda, sosyal temeldeki büyük değişimlerin cinsel anlatım tarzındaki gerçek farklılaşmala­rı da beraberinde getirdiği görülmüştür. Kadın deneklerde, sosyal ya­şantının ya d(a yaşam döngüsünün getirdiği gereksinimler genellikle cin­sel farkındalığın yeniden biçimlenmesine yol açmaktadır. Bu durum, ki­şinin uyarılmasını istediği bölgelerin, partnerinden beklediği davranış­ların ve fantezilerin değişmesi biçiminde ortaya çıkmaktadır Birleşme ve kendi kendini uyarı yöntemlerinde de sıklıkla farklı­laşmalar gözlenmiştir.


Bu farklılaşmalar, söz konusu sosyal değişimin etkisine bağlı ol­makla birlikte, genellikle aşamalı olarak belirmiştir; bununla birlikte, aniden başlayanlar da görülmüştür. Şimdiye dek, orgazmın fizyolojik olarak ölçülebilen şiddeti bu psikososyal etkilerin varlığı ya da baş göstermesi ile herhangi bir belirgin koşutluk göstermemiştir. Bu da, tamamen biyolojik nitelik taşıyan değişimlerden etkilenen fizyolojik kapasitenin, orgazmın şiddet ve niteliğinde baskın bir etken olarak rol oynadığını düşündürebilir.

Laboratuvar ortamının, kadın deneklerin orgazma ulaşmasında belirleyici etken olmadığı ortaya çıkmıştır. Bu daha çok kadın deneğin laboratuvar ortamında daha önce oluşturabildiği ve alıştığı cinsel tepki düzeyine bağlıdır.

Katılımda bulunan kadın araştırma grubunda baskın ve baskın olmayan kişilikler arasında özel eğilimler yoktu. Kadınların kişilikleri, çok utangaçtan başlayarak, belirli ölçüde bağımlıya doğru değişmekteydi. Kişilerin geçmişleri ise tek bir partnerden birçok partnere kadar farklılık göstermekteydi. Tüm kadın denekler tarafından gösterilen tek sabit gösterge, etkili cinsel uyarı karşısında orgazma ulaşma yeteneğiydi. Bu gözlemin, orgazmın çoğu kadında fizyolojik bir ayrıcalık olduğu; ancak kültürümüzde bu olayın gerçekleşmesinin, cinsel hazza eğilimli davranışlardan çok cinselliğin psikososyal açıdan farklı olarak kabul görmesine bağlı olduğu düşüncesini destekler nitelikte olduğu söylenebilir.


Var olan birçok psikolojik kuram, bu çalışmadan çıkarılan fizyolojik verilere taban oluşturmaktadır. Yine de, gruba uygulanan seçicilik ve kaydedilen tepkilerin istatistiksel olarak anlamlı bir sayı oluşturmaması nedeniyle, bu verilerin birer izlenim olarak sunulduğunu unutmamak gerekir. Araştırma grubundan elde edilen öznel bilgiler, gözlemlerin ve fizyolojik kayıtların üzerinde bir örtü gibi durduğu sürece, üzerinde düşünülen gerçekleri kuramlara bağlama eğilimi olacaktır. Görüşme yapılan deneklere daha önceki veya ilk cinsel duyguları ve uyarı etkinliğinden başlayıp, doruğa kadar giden deneyimler ile ilgili anımsadıkları sorulduğunda, cinsel tepkinin pek ayrımına varılmayan bir cinsel uyan durumu olduğu ve tamamen içgüdüsel etkenlerin etkisiyle ortaya çıktığı yanıtı alınmıştır. Cinsel tepkinin genetik olarak geçmesine ve şekillendirilmesine rağmen, bu kavram içinde cinsel davranış hem ani hem de süreğen bir öğrenme süreci geçirmektedir.

Burada belgelenmemiş olan gözlemler, çocukluktaki cinsel tepkinin, ayrımına varılmamış cinsel davranışın gelişiminde etkili olduğu düşüncesini doğurmaktadır. Doğal olarak, daha az kısıtlanan kültürlerde cinsel davranışın erken yaşlarda geliştiği bildirilmiştir. Kişinin cinsel tepkisinin orgazma kadar yükselebilmesi ve bu öznel duyumsama yetisi, kadının kalıtsal özellikleriyle karşı karşıya bulunduğu psikososyal etkilerin ortak sonucudur. Zaman ve öğrenme, sosyal ve psikolojik olgunlaşmayı sağladığı için en son belirleyici etken olarak düşünülmelidir.

Araştırma grubuyla ilgili ayrıntılı psikososyal inceleme, bu metnin çerçevesi içinde sunulamaz. İnsan cinselliğindeki, özellikle de kadının orgazma ulaşmasındaki psikososyal etkenlerin çok önemli, hatta yaşamsal derecede önemli olan etkileri konusunda bireyin sahip olduğu keskin farkındalığın üzerinde durmaksızın ne bu kitabın ne de bu bölümün amacına ulaştığı söylenemez Kadın orgazmının temel fizyolojisi hiçbir zaman davranışsal kuramlardan ya da sosyolojik kavramlardan türetilemezdi; bununla birlikte, fizyolojik ayrıntıların kuramlar ve kavramlarla birlikte ele alındıklarında değer taşıdığı da bir gerçektir. Denek grubunun psikososyal değerlendirmesi tamamlandığında bir başka kitapta yayınlanacaktır. (kesildi)…”


 

Orgazm deneyimlerini anlatan kişilerin ağzından yazmaya devam edersek:


28 yaşında, kimyager, New York’lu bir kadın şu deneyimi anlatıyor[4]:

 

…“Eşimle hemen hemen her ilişkimde orgazm olurum, vajinal kökenli orgazmlar beni daha fazla tatmin eder. Klitoral orgazmlar genellikle çok güçlü, patlama ve parçalanma tarzında ama bölgesel gelişir. Cinsel ilişki ile daha uzun sürede orgazm olurum, fakat bu tüm vücuduma yayılır ve inanılmaz derecede rahatlatır beni. Erkek arkadaşım nasıl uyarıldığımı bildiği için bazen bana oyun yapar, orgazm olmama izin vermeden bir saat boyunca içime girer veya diliyle uyarır beni, tam tatmin olmak üzereyken uyarıyı keser. Kendi kendimi tatmin etmeye kalkarsam ellerimi yatağa bağlar ve beni uyarmaya devam eder. Ona yalvarmamak için kendimi çok zor tutarım; ben yalvarıncaya kadar uyarıyı orgazm olmama izin vermeden sürdüreceğini söyler. Bir iki saat sonra sinirlerim o kadar bozulur ve o kadar perişan durumda olurum ki ona yalvarmaya ve orgazm olmak için ne isterse yapacağımı söylemeye başlarım. Bu durumu görünce daha fazla heyecanlanır ve orgazm olmama izin verir. Böylesi geciktirilmiş orgazmlar dayanılmaz bir patlamayla gelir, öleceğimi sanırım; art arda süren kasılmalar vajinamdan başlar tüm vücudumu kat ederek beynime kadar gider, bir iki dakika boyunca zaman durur ve ben karanlıkların içinde yok olurmuşçasına süzülürüm. Bu tip orgazmlarda kendimi kaybettiğim ve öyle beş dakika hareketsiz yattığım olmuş.”…

 

Orgazmlara genellikle eşlik eden duygu depersonalizasyon duygusu; yani vücudu bir yabancı, bir başka yerde gibi algılama. Fisher’ın konuştuğu kadınlar depersonalizasyon duygusunu şöyle tanımlıyorlar: “Vücudum sanki yaşamayan bir nesne”, “Ellerim kollarım, beynim sanki benim değil”, “Vücudumu ölmüş gibi hissediyorum”, “Vücudumun dışına çıkmış gibi hissediyorum”, “Vücudum her zaman olduğundan daha az duyarlı, sanki uyuşuk”. Bu duyguya vajinal orgazmı yaşayan kadınlarda daha sık rastlanıyor.


Diğer bir duygu ise dış dünyanın kapılarının kapanması. Kadınların çoğu orgazm anında başka hiçbir şey algılamıyorlar, bazı kadınlar belki kendi inlemelerini veya seslerini duyuyor olabilirler, ama onun dışında bilinç tamamen sağırlaşıyor. Bu duyguların yoğun yaşanması ile orgazm süresinin uzunluğu birbiriyle paralellik gösteriyor. Örneğin 1993 yılında, 26 yaşında (şimdi 47 yaşındadır), grafikçi bir Türk kızı şunları anlatmıştı[5]:


… “Klitoral orgazm bana çok zevk vermez, ama vajinal orgazmlarım çok güçlü olur. Birlikte olduğum erkek cinsel ilişkiyi bir saatten fazla sürdürebilmeli; ilk bir iki orgazmım yüzeysel olur ama ondan sonra güçlenmeye başlar, derken beşinci veya onuncu orgazmımdan sonra karnımdan başlayıp tüm vücuduma yayılan kasılmalar birkaç dakika sürer. Yani sürekli orgazm halini yaşarım; bu tarifi mümkün olmayan bir zevk; zihnim dağılır, başka bir dünyaya giderim, vücudumu algılamam ve kendi çığlıklarımdan başka hiçbir şey duymam. Sanki biraz daha ilerisinin yok oluş olduğunu düşünürüm. Biraz sonra da çok yorgun olarak adeta yeniden doğarım. Böyle uzun süreli geldiğim zaman bir daha iki gün canım seks istemez.” …


Bunun gibi bir status orgasmusu yaşayabilen kadınların çoğunluğu diğer kadınların orgazm sırasında algıladığı birbirinden farklı tüm duyguları bir arada yaşayabilmekte. Önemli olan orgazm halindeki bilinç halinin uzun bir süre algılanması. Ortalama bir orgazmın süresi 5 ile 15 saniye, bu sürenin bir-iki dakikaya çıkması tabii ki algılananları ve doyumu çok arttırmakta.




[1] William Masters & Virginia Johnson. Human Sexual Response. MO: Little Brown Company, 1966.

[2] Seymour Fisher, Female Orgasm, N.Y.: Basic Books, 1973; Seymour Fisher, Understanding Female Orgasm, London: Penguin Books, 1977.

[3] William Masters, Virgina Johnson. İnsanda Cinsel Davranış. (Human Sexual Response-1966) Çev. Gül Demiriz, Ümit Sayın, Bilim ve Teknik Çeviri Yayınları Vakfı Yayınları. İstanbul: 1993. pp:111-115.

[4] Ümit Sayın. Cinsellikte Farklı Boyutlar: Derin Sex, (İkinci Genişletilmiş Basım, 2 Cilt, 880 sayfa).İstanbul: Tantra Akademi/Onur Yayınları, 2014.

[5] Ümit Sayın. Cinsellikte Farklı Boyutlar: Derin Sex, (İkinci Genişletilmiş Basım, 2 Cilt, 880 sayfa).İstanbul:Tantra Akademi/Onur Yayınları, 2014.